Türkiye’de Faizler Gerçekten Sanıldığı Kadar Yüksek Mi?
Nominal oranlara baktığımızda ilk izlenim çok net.
Türkiye’de 10 yıllık tahvil faizi %35 seviyesinde ve gelişmekte olan piyasa ortalamalarının oldukça üzerinde.
Fakat borçlanma dinamiklerini ve sermaye maliyetini yalnızca nominal oran üzerinden okumak eksik bir analiz sunar.
Asıl bakmamız gereken metrik: Reel Getiri.
Gelişmekte olan ülkelerin 10 yıllık tahvil faizleri ile son 12 aylık enflasyonla birlikte değerlendirdiğimizde tablo ciddi biçimde değişiyor.
Brezilya: %15 tahvil faizi ve %4 enflasyon ile %10,0 reel getiri sunuyor.
Meksika: %9 nominal faize karşılık %5,9 reel getiriye sahip.
Türkiye: %35 faiz ve %32 enflasyon ile yalnızca %2,3 reel getiri sağlıyor.
Güney Afrika, Endonezya ve Macaristan gibi birçok ülkede de nominal faiz çok daha düşük olmasına rağmen, cari enflasyona göre sundukları reel getiri Türkiye’nin üzerinde.
İncelediğimiz grupta Türkiye nominal faiz liginde zirvedeyken, reel getiri sıralamasında 9. sıraya kadar geriliyor.
Bu ne anlama geliyor?
%4 enflasyonun olduğu bir ekonomide %15 faiz ile, %32 enflasyonun olduğu bir ekonomide %35 faiz aynı ekonomik sıkılığı ifade etmiyor.
Dolayısıyla yalnızca nominal rakama bakıp “Türkiye’de faizler kendine benzeyen ülkelere göre anormal yüksek” sonucuna ulaşmak yanıltıcı.
Tabii bu tablodan Türkiye’de finansmanın ucuz olduğu sonucu da çıkarılmamalı.
Şirketlerin karşılaştığı asıl sorun yalnızca faiz oranı değil; krediye erişimin zorlaşması, vadelerin kısalması ve mevduat faizi ile ticari kredi faizi arasındaki makasın açılması. Bu yüzden, para politikalarında tartışmayı sadece "nominal faizi hızla indirme" eksenine sıkıştırmamak gerekiyor.
Enflasyon ve risk primi kalıcı biçimde gerileyene kadar fonlama tarafında sıkı duruş korunmalı. Ancak bu süreçte kredi büyüme sınırlarıyla sağlıklı şirketlerin finansmana erişimini gereksiz yere kilitlememek de şart. Sanayicilerin yüksek faiz şikâyetinde asıl haklı oldukları nokta belki de burası.



