Son dönemde Türk borsasında tuhaf bir zenginleşme anlatısı dolaşıyor.
Bazı hisseler birkaç ay içinde öyle sert yükseliyor ki, artık konuşulan şey şirketin işi değil; “kim aldı, kim taşıyor” sorusu oluyor.
Fiyat yükseldikçe hikâyeler yaratılıyor.
Hikâye büyüdükçe yeni alıcılar geliyor.
Alıcı geldikçe, fiyat hikâyeyi doğruluyor gibi görünüyor.
Hikayeyi satanlar, hikayeye karşı uyaranlara şunu söylüyor:
“Sizin savunduğunuz teorilerin modası geçti.”
Robert Shiller’ın "Narrative Economics" (Anlatı Ekonomisi) kitabında anlattığı gibi, fiyat hareketleri bir noktadan sonra kendi hikâyelerini üretir.
Ve o hikâyeler bazen fiyatın kendisinden daha güçlü hale gelir.
Bugün Türk borsasında temeli zayıf olduğu halde sert yükselen birçok hissede sağlam ve kanıtlanabilir bir yatırım tezi yok.
Ancak dilden dile dolaşan güçlü efsaneler var:
“Bu tarz şirketleri demode yöntemler ile değerleyemezsiniz.”
“Burada fiyatlanan şey finansallar değil, şirketteki dönüşüm potansiyeli.”
“Bu hareketi manipülasyon diye görenler yeni piyasa dinamiklerini anlamıyor.”
Yani, fiyat yükseldikçe, insanlar o sonuca uygun bir hikâye yazıyor.
En sonunda da o hikâyeyi yatırım tezi zannediyor.
Shiller'ın bir başka eseri Irrational Exuberance'ta (İrrasyonel Coşku) dikkat çektiği bir nokta daha var: Fiyat balonlarının içinde bulunan herkes "saf" değildir. Hikayeye inanmış görünen birçok yatırımcı aslında fiyatın temellerden koptuğunu bilir. Ama partinin sürmesi için de müziğin susmaması gerekir. Bu yüzden içerideki şüpheye düşse bile, dışarıda en yüksek sesle hikayeyi savunmaya devam eder. Yani bugün Türk borsasında "yeni piyasa dinamiklerini bilmiyorsunuz" diyenlerin önemli bir kısmı, aslında neyin ne olduğunu çok iyi bilenler.
Öte yandan, bu tehlikeli döngüye sadece bireysel yatırımcılar kapılmıyor. Bazı profesyoneller de bu hareketleri yeni dönemin finansal zekâsı gibi okumaya çalışıyor. Hatta bazı şirket sahipleri için de bu tablo cazip hale geliyor. Fiyat yükseliyor. Piyasa değeri artıyor. Patron, bunun arkasındaki mekanizmayı sorgulamak yerine sonuca bakıyor. O noktadan sonra kurumsal yönetişim, yatırımcı iletişimi, sürdürülebilir kârlılık ve nakit üretimi gibi zor işler geri plana düşüyor. Yerine daha kolay bir düşünce geliyor: “Biz de bu trendin içinde olalım.”
Türk borsasında giderek güçlenen bu “yeni” anlatılar aslında yeni de değil. Finans tarihi, kendini her seferinde yeni diye pazarlayan eski piyasa davranışlarıyla dolu. Ancak bu yeniden ambalajlanmış anlatıların cevap veremediği basit bir soru var:
"Bugün herkesin sıraya girdiği bu şirketleri yarın bu değerlerden kime satacaksınız?"
Evet, fiyat bir süre gerçeğin yerine geçebilir. Ekranda yeşil yandıkça kimse finansallara bakmayabilir. Kalabalık büyüdükçe herkes kendini daha güvende hissedebilir. Ama finansın acımasız tarafı şudur: Kalabalıklar, riski azaltmaz.
Sadece acı son ile bitecek hataların geç fark edilmesini sağlar.



