Son haftalarda Sabancı Holding'in iki büyük çıkışını izledik. CarrefourSA ve Akçansa. Aynı holding, iki işlem, birbirinden çok farklı iki sonuç. Ve bu iki işlem, patronlara şirket satışı hakkında anlatmaya çalıştığım her şeyi tek karede özetliyor.
Akçansa, kârlılığı yüksek, nakit üretimi güçlü, verimliliği yerinde bir şirket. Sabancı, işler kötü gittiği için değil, stratejik öncelikleri değiştiği için sattı. Sonuç? 1,1 milyar dolar değerleme ve çift haneli bir FAVÖK çarpanı ile tertemiz bir çıkış. CarrefourSA tarafı ise başka bir hikâye. Yıllarca süren performans sorunları, farklı yönetim modelleri ve nihayetinde bir devir. Şirket değeri 325 milyon dolar; ancak net borç ve işletme sermayesi düzeltmeleri sonrası değer negatif çıkarsa, Sabancı üstüne ödeme yapacak.
Aradaki fark çok önemli. Birinde “zarar eden işletmeden artık çıkmak gerek” zorunluluğu var. Diğerinde “doğru zamanda daha iyi planlara geçmek” aklı var.
Peki, neden çoğu zaman satış son çare olarak görülüyor? Görüştüğüm pek çok patrondan aynı cümleyi duyarım: "Benim şirketim farklı, gelen tekliflerin birkaç misli eder.” Tabi; onca emek, alınan riskler ve çekilen zorluklar patronların duygusallığını öyle güçlendiriyor ki; piyasanın gördüğü gerçekle patronun kafasındaki değer arasında uçurum oluşuyor. Ancak piyasa geçmişte çekilen çileyi değil gelecekte yaratılacak değeri fiyatlar.
Şirket sahiplerinin önemli bir kısmı, şirketlerinin hep büyümeye devam edeceğini varsayıyor. Oysa şirketlerin de bir yaşam döngüsü vardır. Kuruluş, büyüme, olgunlaşma, duraklama ve gerileme dönemleri her şirket için farklı hızda ve şiddette yaşanır. Bazı şirketler bu döngüyü çok uzun yıllara yayar. Bazıları ise çok daha kısa sürede ivme kaybeder. Bir şirketi duraklama dönemine sokan nedenler çok farklı olabilir: Pazar doygunluğu, rakiplerin yarattığı karlılık baskısı, ana ürünün cazibesini kaybetmesi, kurucu jenerasyonun yorulması, yeni neslin işi devralmak istememesi, değişen regülasyon ve teknoloji vb. Bunların hiçbiri tek başına kötü yönetim anlamına gelmez. Ancak her biri şirketin değerini olumsuz etkiler. Satış kararı işte genelde tam da sorunlar baş göstermeye başladığında gelir.
Oysa bir şirket için en iyi satış anı, en iyi olduğu andır: Nakit akışı güçlüyken, büyüme hikâyesi inandırıcıyken, patronun masaya oturmak için kimseye muhtaç olmadığı anda. Şirket sahiplerinden en sık duyduğum soru şu: "İşler bu kadar iyi gidiyorken neden satayım?" Benim cevabım ise hep aynı: "Asıl işler iyiyken satış opsiyonunu neden masada tutmayasınız?" Doğru zamanda yapılan satış; serveti korumanın, sermayeyi daha verimli alanlara yönlendirmenin ve yıllarca yaratılmış değeri realize etmenin en iyi yoludur. Akçansa iyi günde satıldı; Sabancı yüksek çarpanla çıktı. CarrefourSA kötü günde elden çıkarıldı; Sabancı üstüne ödeme yapmayı bile göze aldı.
Sabancı'nın bu iki hamlesi hepimize aynı dersi veriyor: İyi günde satılmayan şirket, kötü günde bedel ödetir.



