Halka arz onayları üst üste geldikçe şu iki itirazı daha sık duyuyoruz.
Birincisi: “Bu kadar halka arz, piyasada zaten dar olan likiditeyi daha da kurutur, endeksi olumsuz etkiler.”
İkincisi: “Kalitesi tartışmalı şirketler halka açılıyor; patronlar yatırımcıdan yüksek değerlemelerle para topluyor, ardından hisseler düşüyor.”
Aslında iki endişe de bütünüyle anlamsız değil.
Ancak piyasada daha fazla şirketin işlem görmesi tek başına olumsuz bir gelişme değil. Tam tersine, yatırımcının önündeki seçenekleri artırdığı için olumlu.
Özellikle aynı sektörde az sayıda halka açık şirket varsa, yatırımcı bazen şirket gerçekten çok iyi olduğu için değil, başka alternatif bulamadığı için yüksek çarpan ödemek zorunda kalıyor.
Yeni halka arzlar bu yüzden likiditeyi kurutmuyor. Likiditeyi yeniden dağıtıyor. Bu yüzden, şişkin çarpanların inmesini endeksin bozulması yerine fiyatların makul değerlere yaklaşması olarak okuyabiliriz.
Elbette halka arzdan toplanan kaynak zayıf bir iş modelini veya onun sahibini finanse edecekse, halka arzın sermaye piyasasına sunduğu fayda azalır. Fakat bu ayrımı SPK’nın yatırımcı adına şirket seçerek yapması beklenmemeli.
SPK’nın görevi, hangi şirketin iyi yatırım olduğuna karar vermek değildir.
Şirketin gerekli koşulları sağlayıp sağlamadığını ve başvuru belgelerinin düzenlemelere uygun, tutarlı ve yeterli biçimde hazırlanıp hazırlanmadığını incelemektir.
Kurul onayı, şirket kalitesine veya halka arz fiyatının uygunluğuna verilmiş bir not değildir.
Bana göre halka arzlardaki asıl sorun, yatırımcı filtresinin uzun süredir çalışmamasıdır. Her halka arzın yüksek taleple karşılandığı bir piyasada şirketlerin daha hazırlıklı gelmek, daha gerçekçi fiyat belirlemek veya daha güçlü bir yatırım hikâyesi kurmak için yeterli nedeni kalmaz.
Aracı kurumun raporlama ve değerleme disiplini zayıflar. Patron, şirketin eksiklerini halka arzdan önce gidermek yerine halka arz sonrasına bırakabilir. Çünkü piyasa şirketler arasında ayrım yapmıyordur.
İkincil piyasadaki kötü performans da tek başına “SPK yanlış şirkete onay verdi” anlamına gelmez. Bazen şirket zayıftır. Bazen fiyat pahalıdır. Bazen de yatırımcı, yalnızca ilk günkü kazancı için hiç incelemediği bir şirkete talep göstermiştir.
Bunların tamamını düzenleyici otoritenin önceden süzüp yatırımcıyı her zarardan korumasını beklemek, sermaye piyasasını yetişkinlerin karar verdiği bir piyasa olmaktan çıkarır.
Piyasanın kalitesi, kötü şirketlerin başvurusunu engellemekle değil; kötü hazırlanmış veya pahalı şirketlerin yatırımcıdan talep bulamamasıyla yükselir.
Ciddi talep yetersizlikleri yaşanmaya başladığında sıradaki şirketler şu mesajı alacaktır: “Daha sağlam finansallar, daha şeffaf bir hazırlık, daha makul değerleme ve daha ikna edici bir yatırım hikayesi olmadan piyasadan kaynak toplamak kolay olmayacak.”
Özetle, SPK arzlara seri biçimde onay verirken yatırımcıya dolaylı olarak şunu söylüyor: “Ben mevzuat filtresini çalıştırdım. Şimdi sen de yatırım filtresini çalıştır.”



